Seçim geceleri sayılar çok güçlü görünür. Yüzdeler, haritalar, kazananlar, kaybedenler… Birkaç saat içinde milyonlarca farklı tercih tek bir sonuca çevrilir.
Seçim geceleri sayılar çok güçlü görünür. Yüzdeler, haritalar, kazananlar, kaybedenler… Birkaç saat içinde milyonlarca farklı tercih tek bir sonuca çevrilir. Ardından siyaset dili değişir: “Halk kararını verdi.” Bu cümlede yanlış bir şey yoktur; gerçekten de seçim, yönetilenlerin yöneticiyi değiştirebilmesi için önemli bir araçtır. Sorun, birkaç adım sonra bu cümlenin “halk bundan sonra yapılacak her şeyi onayladı” anlamına gelmeye başlamasıdır.
Bir insana oy vermek, onun gelecekte vereceği bütün kararları önceden bilmek değildir. Seçmenler aynı partiye aynı nedenle oy vermez. Biri ekonomik vaatleri önemser, biri rakibini engellemek ister, biri kimlik yakınlığı hisseder, bir başkası mevcut seçenekler içinde daha az kötü bulduğu için tercihte bulunur. Sandıktan çıkan tek sayı, bu farklı niyetlerin tamamını ortadan kaldırmaz. Buna rağmen iktidar o sayıyı bütün kararlarını kapsayan bir açık çek gibi kullanmaya başladığında seçim, yönetimi sınırlayan bir mekanizma olmaktan çıkıp yönetimin kendisini haklı çıkardığı bir belgeye dönüşebilir.
Çoğunluk olmak ne sağlar?
Çoğunluk karar vermeyi mümkün kılar; fakat kararın içeriğini otomatik olarak adil hâle getirmez. Bir mahallede çoğunluk kiracıların ortak alanı kullanmasını istemeyebilir. Bir okulda velilerin çoğu belirli bir öğrencinin dışlanmasını destekleyebilir. Bir ülkede çoğunluk sevmediği bir düşüncenin susturulmasını isteyebilir. Sayının büyümesi, etkilenen kişinin yaşadığı baskıyı küçültmez.
Burada demokrasi ile çoğunlukçuluk arasındaki fark belirir. Demokrasi yalnız “kim daha çok?” sorusuna indirgenirse, azınlıkta kalanların özgürlüğü çoğunluğun iyi niyetine bırakılır. Oysa seçim yapabilme hakkının anlamı, yalnız kazananları değiştirebilmekten değil, kaybedenlerin de ertesi gün konuşmaya, örgütlenmeye ve iktidarı yeniden tartışmaya devam edebilmesinden gelir.
Bir seçim sonuçlandığında siyasal hayat bitmez. Tam tersine, iktidarın aldığı yetkinin nerede duracağını konuşma ihtiyacı o anda başlar.
Oy pusulasının erişemediği yerler
Gündelik hayatımızı etkileyen kararların büyük bölümü seçim sandığında tek tek önümüze gelmez. Şehirde hangi mahallelerin dönüşeceği, hangi verilerin toplanacağı, bir protestoya nasıl müdahale edileceği, kamu kaynağının hangi şirkete aktarılacağı, okul müfredatının nasıl değişeceği, hangi dijital sistemin kamu hizmetinde kullanılacağı çoğu zaman seçimden sonra belirlenir.
Bu kararların tamamını her gün oylamak mümkün değildir. Fakat bunun tersi de, seçimin aradaki bütün yılları sessiz bir yetki alanına dönüştürmesi değildir. Bir yönetim “Bizi seçtiler” diyerek kararın gerekçesini açıklama ihtiyacını ortadan kaldırdığında, temsil ile sahiplik birbirine karışır. Seçilmiş kişi toplumun sahibi değildir; geçici bir görev üstlenmiştir.
Bu ayrım küçük görünse de siyasal dilde büyük fark yaratır. “Millet bize yetki verdi” cümlesi, “Bu karar neden alındı?” sorusunun cevabı değildir. Yetkinin nereden geldiğini söyler; nasıl kullanıldığını açıklamaz.
İtaat ile meşruiyet arasındaki mesafe
Bir iktidarın uzun süre ayakta kalması onun meşru olduğunu kanıtlamaz. İnsanlar korkudan, ekonomik bağımlılıktan, alışkanlıktan veya alternatif görmedikleri için de itaat edebilir. Sessizlik destek anlamına gelmeyebilir. Kalabalık meydanlar da tek başına özgür rızanın kanıtı değildir; insanların konuşmasının, örgütlenmesinin ve bilgiye erişmesinin maliyetli olduğu bir ortamda görünen destek ile gerçek tercih arasındaki mesafe büyüyebilir.
Meşruiyet tam da bu nedenle yalnız başlangıç anına bağlanamaz. Seçim günü alınan yetki, sonraki yıllarda kullanılan yöntemlerle tüketilebilir. İtiraz eden herkes hain, bilgisini isteyen herkes düşman, karara katılmak isteyen herkes engel olarak görülmeye başladığında sandık yerinde durur ama yönetim ilişkisi değişir.
Bazen bu değişim büyük bir kırılmayla değil, küçük alışkanlıklarla gerçekleşir. Basın toplantısında sorular azalır, kurumların verileri ulaşılmaz olur, kararlar “güvenlik” veya “aciliyet” gerekçesiyle daha kapalı alınır, istisna diye başlayan yöntemler olağanlaşır. Tek tek bakıldığında her biri savunulabilir görünebilir. Bir araya geldiklerinde ise seçilmiş olmanın, denetlenmemenin gerekçesine dönüşmeye başladığını gösterirler.
Seçimden sonra yurttaş ne olur?
Temsili siyasetin en tuhaf taraflarından biri, yurttaşı seçim öncesi son derece değerli, seçim sonrası ise sabırlı olması gereken bir seyirciye çevirebilmesidir. Kampanya döneminde herkesin fikri sorulur; karar verildikten sonra katılımın yerini “bir sonraki seçimi bekleyin” cümlesi alabilir.
Oysa dört ya da beş yılda bir yapılan tercih, gündelik hayattaki bütün söz hakkının yerine geçmez. İnsanların yaşadığı mahalle, çalıştığı işyeri, kullandığı kamu hizmeti ve bedenleri üzerinde alınan kararlar seçim takviminden daha sık değişir. Bir iktidarın seçilmiş olması, bu alanlarda sürekli katılımı gereksiz kılmaz.
Burada mesele sandığı küçümsemek değil. Tam tersine, sandığın anlamını koruyabilmek. Eğer seçim yalnız yönetenleri değiştirebildiğimiz tek an olarak kalıyorsa, geri kalan zamanda iktidar giderek daha bağımsız bir yapıya dönüşür. Seçimin değeri, seçimler arasındaki dönemde iktidarın gerçekten sınırlandırılabildiği ölçüde artar.
Yetkiyi kullanmamak da siyasetin parçası
Bir yönetimin meşruiyeti bazen yaptığı şeylerden çok yapmamayı kabul ettiği şeylerde görünür. Elinde bir yetki bulunması, onu sonuna kadar kullanmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Eleştiriyi bastırabilecek araçlara sahipken kullanmamak, çoğunluğun hoşlanmadığı bir yaşam biçimini korumak, kendisi için avantajlı olan kapalı bir kararı açık tartışmaya açmak, iktidarın kendi sınırını tanıdığı anlardır.
Seçilmiş olmak önemlidir. Fakat seçimle kazanılan şey toplum üzerinde mülkiyet değil, sınırlı bir görevdir. Bu sınır yalnız anayasa maddelerinde değil, iktidarın kendisine yöneltilen “neden?” sorusuna verdiği cevapta, itiraz karşısındaki tavrında ve gerektiğinde geri çekilebilme kapasitesinde ortaya çıkar.
Sandık iktidara bir başlangıç verir. Meşruiyetin geri kalanı ise seçim gecesi değil, sonraki her gün tartışılır.