Sandık yönetime görev verir, sınırlarını kaldırmaz. Çoğunluğun desteği bir kararın kaynağını açıklayabilir; onun adil olduğunu tek başına göstermez.
Seçim sandığı modern siyasetin en güçlü meşruiyet kaynağıdır. Yönetenlerin kalıtımla, askerî darbeyle veya ilahî yetki iddiasıyla değil, halkın oyuyla belirlenmesi tarihsel bir kazanımdır. Fakat seçimle gelmek ile kullanılan her yetkinin meşru olması aynı şey değildir. Bir yönetim çoğunluğun desteğini aldığı anda hukukun, azınlıkların ve bireysel hakların üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkı kazanıyorsa seçim, iktidarı denetleyen araç olmaktan çıkar; ona dokunulmazlık sağlayan bir törene dönüşür.
Sandık yetki verir, sınırları kaldırmaz
Bir seçim yöneticinin belirli bir süre görev yapmasını sağlayabilir. Ancak toplumun bütün kararlarını önceden onaylamış olmaz. Oy veren insanların aynı gerekçelerle hareket etmediği açıktır: Kimi ekonomik vaatleri, kimi kimliği, kimi rakibe duyduğu tepkiyi, kimi de daha kötü gördüğü seçeneği engellemek için oy verir. Bu farklı tercihler tek bir sonuçta birleştiğinde iktidar, ortaya çıkan sayıyı bütün uygulamalarına verilmiş açık çek gibi yorumlayabilir.
Oysa temsil, yurttaşların iradesinin yöneticinin bedenine taşınması değildir. Seçilen kişi halkın kendisi olmaz; belirli yetkileri geçici olarak kullanan bir görevlidir. Eleştirildiğinde “Millet bizi seçti” demesi, yaptığı işlemin içeriğine cevap vermez. Çoğunluğun desteği bir kararın kaynağını açıklayabilir ama onun adil, doğru veya özgürlükle uyumlu olduğunu tek başına göstermez.
Çoğunluk da baskı kurabilir
Demokrasi yalnızca kaç kişinin hangi seçeneği işaretlediğiyle sınırlanırsa azınlıkta kalanların hayatı çoğunluğun insafına bırakılır. Bir yaşam tarzı, inanç, dil veya düşünce toplumun çoğunluğu tarafından hoş karşılanmıyor olabilir. Fakat temel haklar popülerlik yarışmasının ödülü değildir. İfade özgürlüğünün asıl anlamı herkesin sevdiği düşünceleri değil, rahatsızlık yaratan görüşleri de koruduğunda ortaya çıkar.
Çoğunluk yönetimi, çoğunluğun sınırsız yönetimi değildir. Bugün çoğunlukta olanların yarın azınlığa düşebileceği düşünülürse hakların yalnızca sayısal üstünlüğe bağlanmasının nasıl bir güvensizlik yarattığı görülür. Her seçimde toplumun bir kesimi haklarını kaybetme korkusu yaşıyorsa sandık ortak karar üretmenin değil, sırayla birbirine hükmetmenin aracına dönüşür.
Hukuk kimin elinde güvence olur?
Meşru iktidarın sınırlarından söz edildiğinde genellikle anayasa, yargı ve kuvvetler ayrılığı hatırlatılır. Bunlar önemlidir; fakat kâğıt üzerindeki kurumların varlığı tek başına yeterli olmaz. Yargıçların atanması bütünüyle yürütmenin etkisine giriyor, parlamento parti disiplininin onay makamına dönüşüyor ve medya ekonomik baskılarla tek sesli hâle geliyorsa biçimsel denge korunurken gerçek denetim zayıflayabilir.
Hukuk yalnızca iktidarın işlemlerini usule uygun hâle getiren bir araç değildir. İktidara rağmen yurttaşı koruyabildiği ölçüde güvencedir. Her baskıcı uygulama için uygun bir yasa çıkarılabiliyorsa “kanuna uygunluk” meşruiyetin değil, otoritenin kendi kurallarını yazabilme gücünün göstergesi olur. Yasal olan ile haklı olan arasındaki mesafeyi kapatmak, hukuku yalnızca emrin biçimine indirger.
Seçimler arasındaki hayat
Yurttaşlığın birkaç yılda bir oy vermekten ibaret sayılması, siyaseti profesyonel yöneticilere bırakır. İnsanlar seçim günü egemen, ertesi gün yönetilen hâle gelir. Oysa hayatımızı etkileyen kararlar bütçe hazırlanırken, kent planlanırken, işyerleri düzenlenirken ve kamusal kaynaklar paylaştırılırken alınır. Bu süreçlerde söz sahibi olamayan insanın seçimdeki tercihi önemli fakat son derece sınırlı bir katılımdır.
Meşruiyet yalnızca başlangıç anında değil, yönetimin her gününde yeniden üretilmelidir. Kararların gerekçesi açıklanıyor mu? Etkilenenler dinleniyor mu? Bilgiye erişilebiliyor mu? İtirazın sonucu değiştirme ihtimali var mı? Yönetici yanlış yaptığında sorumluluk üstleniyor mu? Bu soruların cevabı olumsuzsa seçimle kazanılan yetki zaman içinde toplumsal karşılığını kaybedebilir.
Meşruiyet itaatten farklıdır
Bir iktidarın uzun süre ayakta kalması onun meşru olduğunu göstermez. Korku, ekonomik bağımlılık, propaganda ve alternatifsizlik de istikrar yaratabilir. Aynı biçimde kalabalık mitingler veya yüksek oy oranları herkesin özgürce rıza gösterdiğinin kanıtı olmayabilir. İnsanların bilgiye eşit ulaşamadığı, muhalefetin ağır bedeller ödediği ve kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığı ortamda seçim vardır; fakat seçimin anlamı daralmıştır.
Seçilmiş olmak önemlidir, çünkü yönetilenlerin yöneticiyi değiştirebilmesi zorbalığa karşı temel bir imkândır. Yine de demokrasi yöneticiyi seçme hakkından daha fazlasıdır: yönetimin sınırlarını belirleme, kararlarına katılma, onu eleştirme ve gerektiğinde görev süresi bitmeden de durdurabilme kapasitesidir. Sandık iktidara bir görev verir; toplumun tamamı üzerinde mülkiyet hakkı vermez. Seçilmiş iktidarın meşruiyeti, aldığı oy kadar kullanmadığı yetkilerde ve kendisine çizilen sınırlara gösterdiği saygıda anlaşılır.