Aykırı Medya
Otorite ve İktidar

Otorite Nedir, Güçten Farkı Ne?

Güç, bize istemediğimizi yaptırma kapasitesidir; otorite ise buyruğu haklı saymamızı da bekler. Belki de sorulacak soru “Bu kişi güçlü mü?” değil, “Onu dinlemediğimde ne olur?”

Otoriteyi çoğu zaman güçle aynı şey sanıyoruz. Birinin emrini yerine getiriyorsak onun güçlü olduğunu, güçlü olduğu için de otorite sahibi bulunduğunu düşünüyoruz. Oysa aralarında küçük görünen ama bütün siyasal hayatı değiştiren bir fark var. Güç, bir insana istemediği bir şeyi yaptırabilme kapasitesidir. Otorite ise o buyruğun uygulanmasını yalnızca korkuya değil, buyruğun haklı veya gerekli olduğuna dair bir kabule dayandırır. Silahlı bir kişi cüzdanımızı aldığında gücünü kullanır; vergi dairesi aynı parayı istediğinde kendisini hukuka, kamu hizmetine ve ortak düzene dayandırır. İki durumda da kaynağımız elimizden çıkar ama ikinci ilişkide bizden yalnızca boyun eğmemiz değil, yapılan işlemi meşru görmemiz de beklenir.

Emirden önce gelen kabul

Hiçbir otorite her an zor kullanarak yaşayamaz. Çocuğun öğretmeni dinlemesi, çalışanın yöneticinin talimatına uyması veya yurttaşın kurala göre davranması çoğu zaman başında bekleyen bir görevli sayesinde gerçekleşmez. İnsanlar hangi makamın konuşma hakkına sahip olduğunu, hangi belgenin geçerli sayıldığını ve hangi kurala itiraz etmenin bedel doğuracağını önceden öğrenir. Otoritenin başarısı, emri tekrar tekrar vermek zorunda kalmamasıdır. Buyruk alışkanlığa, makam doğallığa, itaat ise kişinin kendi davranışını düzenleme biçimine dönüşür.

Bu kabul her zaman bilinçli bir onay değildir. Çocukluğumuzdan itibaren bazı insanların karar vereceğini, bazılarının uygulayacağını öğreniriz. Evde büyükler, okulda öğretmen, işyerinde yönetici, kamusal hayatta devlet bizim için hazır bir hiyerarşi oluşturur. Bu ilişkilerle karşılaştığımızda her seferinde yeniden sözleşme yapmayız. Düzeni bulduğumuz biçimiyle devralır, ancak belirgin bir haksızlık yaşadığımızda onun kurulmuş olduğunu fark ederiz.

Güç kendisini sakladığında

Otorite, gücü ortadan kaldırmaz; çoğu zaman onun kullanılmasına gerek bırakmayacak bir meşruiyet üretir. Polis her sokakta bulunmasa da yasanın uygulanabileceğini biliriz. Patron her çalışanın arkasında durmaz ama işten çıkarma yetkisi masadadır. Aile açıkça tehdit etmese de desteğini çekme ihtimali davranışları biçimlendirebilir. Görünürde gönüllü olan ilişkinin arkasında kullanılmayı bekleyen bir yaptırım bulunduğunda otorite ile güç birbirine karışır.

Bu nedenle bir buyruğa insanların uyması, o buyruğun haklı olduğunu kanıtlamaz. İtaat, korkudan, alışkanlıktan, çıkar hesabından veya başka bir seçeneğin bulunmamasından doğabilir. Bir çalışan düşük ücrete razı olduğunda iş koşullarını adil bulduğu sonucuna varamayız. Bir yurttaş sessiz kaldığında yönetime güvendiğini söyleyemeyiz. Sessizlik rıza olabilir; ama yorgunluk, çaresizlik ya da bedel ödeme korkusu da olabilir.

Uzmanlık ile hükmetmek arasındaki çizgi

Her yönlendirme tahakküm değildir. Hastalandığımızda hekimin bilgisine, bir yapı inşa ederken mühendisin hesabına, denizde kaptanın deneyimine ihtiyaç duyarız. Sorun bilgiye güvenmek değil, belirli bir alandaki yetkinliğin insanın bütün hayatı üzerinde karar verme hakkına dönüşmesidir. Hekim tedavinin sonuçlarını anlatabilir; fakat hastanın bedeni üzerindeki son sözü kendiliğinden devralmamalıdır. Koordinasyon için seçilen kişi görevin gerektirdiği sınırı aşarak kalıcı bir üstünlük elde ettiğinde işlevsel yetki hiyerarşiye dönüşür.

Otoriteyi sorgulamak bu yüzden her sözü reddetmek değildir. Bir yetkinin nereden geldiğini, ne kadar süreceğini, hangi alanla sınırlı olduğunu ve yanlış kullanıldığında nasıl geri alınacağını sormaktır. Bilgi paylaşılabiliyor mu? Karardan etkilenenler sürece katılabiliyor mu? İtiraz eden kişi cezalandırılıyor mu? Makam hesap veriyor mu? Bu sorulara cevap verilemeyen yerde otorite, ihtiyaçtan çok kendisini koruyan bir yapıya dönüşmüş olabilir.

Otoritenin gerçek sınavı

İyi niyetli bir yönetici, adil bir öğretmen veya dikkatli bir uzman otorite sorununu bütünüyle çözmez. Çünkü mesele yalnızca koltukta kimin oturduğu değil, o koltuğun hangi yetkileri topladığıdır. Bugün anlayışlı birinin kullandığı sınırsız yetki yarın başka birinin eline geçebilir. Kişisel erdem, denetlenmeyen gücün kalıcı güvencesi olamaz.

Belki otoriteyi anlamanın en iyi yolu, “Bu kişi güçlü mü?” diye sormaktan önce “Onu dinlemediğimde ne olur?” diye sormaktır. Ardından başka sorular gelir: Bu sonucu kim belirliyor, karar değiştirilebilir mi, benim söz hakkım var mı? Güç bizi açıkça zorlayabilir. Otorite ise çoğu zaman zorlamayı olağan, gerekli ve hatta bizim iyiliğimize gösterir. Özgürlük, her ortak kuraldan kaçmak değil; hiçbir buyruğu yalnızca kendisini doğal ilan ettiği için kabul etmemektir.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.