Aykırı Medya
Temel Kavramlar

Özgürlük

Kapının açık olması, oraya ulaşacak imkânımız bulunduğu anlamına gelmez. “Ne kadar özgürüm?” sorusunun dürüst cevabı, seçenekleri kimin hazırladığında ve seçimimin bedelini kimin taşıdığında saklıdır.

Özgürlük kadar sık kullanılan ve anlamı o kadar çabuk değişen az kelime var. Bir şirket müşterisine sınırsız seçim vaat eder, siyasetçi toplumun özgürlüğünü savunduğunu söyler, çalışan daha esnek saatleri özgürlük olarak görür, bir başkası kimsenin kendisine karışmamasını ister. Aynı kelime bazen baskıdan kurtulmayı, bazen seçenek çokluğunu, bazen kendini gerçekleştirmeyi, bazen de başkaları üzerinde hiçbir sorumluluk taşımamayı anlatır. Bu yüzden özgürlüğü savunmak tek başına çok az şey söyler; asıl soru hangi özgürlükten, kimin özgürlüğünden ve bedelini kimin ödediğinden söz ettiğimizdir.

Özgürlük çoğu zaman kapının açık olması gibi düşünülür. Önümüzde yasak yoksa istediğimiz yere gidebiliriz. Fakat kapının açık olması, oraya ulaşacak imkânımız bulunduğu anlamına gelmez. Hukuken herkes eğitim alabilir; ama geçinmek için çalışmak zorunda olanla ailesinin desteğine sahip olanın seçenekleri aynı değildir. Herkes işinden ayrılmakta serbesttir; fakat kirayı ödeyememe korkusu bu serbestliği kâğıt üzerinde bırakabilir. Özgürlük yalnızca açık yasakların yokluğuna bakıldığında, ekonomik ve toplumsal engeller kolayca görünmez olur.

“Bana karışmayın” özgürlüğü

Özgürlüğün en tanıdık anlamı, dış müdahaleden uzak kalmaktır. Devletin, ailenin, patronun veya çoğunluğun kişinin hayatına gereksiz yere karışmaması; düşünce, ifade, ilişki ve yaşam tarzı üzerinde baskı kurmaması önemlidir. Mahremiyetin, ifade özgürlüğünün ve beden özerkliğinin temeli burada bulunur. İyi niyetli olduğu söylenen müdahalenin bile kişiyi kendi hayatının nesnesine çevirebilmesi nedeniyle bu sınır vazgeçilmezdir.

Fakat “kimse bana karışmasın” sözü tek başına ortak hayatın bütün sorunlarını çözmez. Güçlü olanın müdahalesizliği, güçsüz olanın bağımlılığı anlamına gelebilir. Bir patronun sözleşmeye karışılmamasını istemesiyle çalışanın işyerinde baskı görmeden yaşama talebi aynı tür özgürlük değildir. Mülk sahibinin dilediği kirayı belirleme serbestliği, kiracının barınma güvenliğini ortadan kaldırabilir. Özgürlükler boşlukta değil, eşitsiz ilişkiler içinde karşılaşır.

Yapabilme gücü olmadan seçim

Bir şeyi yapmamız yasak değilse özgür olduğumuz söylenebilir; fakat gerekli kaynak, zaman, bilgi ve güvenlik yoksa bu özgürlük ne kadar gerçektir? Menüde yüz seçenek bulunması, hiçbirini karşılayamayan kişi için anlamlı bir tercih yaratmaz. Oy kullanma hakkı vardır ama bilgi tek kanaldan geliyorsa, örgütlenme hakkı vardır ama işten çıkarılma tehdidi taşıyorsa, kişinin biçimsel hakkıyla fiilî kapasitesi arasında büyük bir boşluk oluşur.

Bu boşluğu görmek, devletin veya başka bir kurumun insanlara nasıl yaşayacağını dayatmasını savunmak değildir. Tam tersine, kendi hayatımızı kurabilmek için yalnızca engellerin kaldırılmasına değil, bunu mümkün kılan ortak koşullara da ihtiyaç duyduğumuzu kabul etmektir. Eğitim, sağlık, barınma, zaman ve güvence birer lütuf değilse, özgürlük maddi bir zemine kavuşur. Aç insanın önüne sözleşme koyup “kabul etmekte özgürsün” demek, zorunluluğu seçim diliyle gizleyebilir.

Arzularımız gerçekten bize mi ait?

Özgürlüğü istediğimizi yapabilmek diye tanımladığımızda başka bir sorunla karşılaşırız: Neyi istediğimizi nasıl öğreniyoruz? Reklam, aile beklentisi, sosyal medya, meslek kültürü ve başarı ölçütleri arzularımızın oluşumuna katılır. Daha çok tüketmeyi, görünür olmayı, sürekli üretken kalmayı veya belirli bir hayat biçimine ulaşmayı kendi içimizden gelen saf istekler sanabiliriz. Dışarıdan açık baskı yoktur; yine de seçeneklerimizin çerçevesi başkaları tarafından çizilmiştir.

Bu, her arzunun sahte ve manipüle edilmiş olduğu anlamına gelmez. İnsan toplumsal bir varlıktır; isteklerinin bütünüyle toplumdan bağımsız olması mümkün değildir. Asıl mesele, arzularımız üzerine düşünebilecek mesafe ve farklı hayatları deneyebilecek alan bulunup bulunmadığıdır. Bir isteği sorguladığımızda kimliğimiz çökecek, çevremiz bizi dışlayacak veya geçimimiz tehlikeye girecekse seçimin özgürlüğü daralır. Özgürlük yalnızca istediğimizi yapmak değil, neyi neden istediğimizi yeniden düşünebilmek olabilir.

Başkasının özgürlüğü sınır mı, koşul mu?

“Benim özgürlüğüm senin özgürlüğünün başladığı yerde biter” sözü ilk bakışta makuldür; fakat insanları birbirinden ayrı adalar gibi düşünür. Oysa birçok özgürlük ancak başkaları sayesinde mümkün olur. Konuşma özgürlüğü bizi dinleyenlerin, öğrenme özgürlüğü bilgiyi paylaşanların, hareket özgürlüğü ortak altyapının, güvenli yaşam ise karşılıklı sorumluluğun varlığına bağlıdır. Başkası yalnızca sınırım değil, özgürlüğümün koşuludur.

Bu nedenle özgürlük ile dayanışma birbirinin karşıtı değildir. Birlikte kurulan güvence, kişinin tek başına göze alamayacağı seçimi mümkün kılabilir. Çalışanların örgütlenmesi bireyin pazarlık gücünü, kamusal bakım hizmeti kadının ev dışındaki hayatını, erişilebilir ulaşım engelli kişinin kentte hareketini genişletir. Ortak düzenleme bazen özgürlüğü sınırlayabilir; bazen de onu ilk kez gerçek hâle getirir. Hangi durumda ne olduğunu anlamak için soyut bireyden çok somut güç ilişkilerine bakmak gerekir.

Özgürlük tamamlanan bir durum değil

Tam ve sınırsız özgürlük çekici bir hayaldir, fakat birlikte yaşayan insanlar için mümkün görünmez. Kararlarımız başkalarını etkiler, kaynaklar sınırlıdır, bakım ilişkileri sorumluluk yaratır. Özgürlük bu gerçeklerden kaçmak değil, sınırların kim tarafından ve nasıl belirlendiği üzerinde söz sahibi olabilmektir. Kendi hayatımıza ilişkin kararları alırken başkalarının hayatını da eşit değerde görmek, özgürlüğü keyfîlikten ayırır.

Belki özgürlük bir kez elde edilip saklanan mülk değil, sürekli genişletilmesi ve korunması gereken bir ilişkidir. Yasakların azalması, maddi imkânların artması, arzularımızı sorgulayabilmemiz ve başkalarıyla eşit bağ kurabilmemiz birlikte önem taşır. Bunlardan biri eksik olduğunda özgürlük kolayca reklama, ayrıcalığa veya kâğıt üzerindeki hakka dönüşebilir. “Ne kadar özgürüm?” sorusunun dürüst cevabı yalnızca önümdeki seçeneklerin sayısında değil, o seçenekleri kimin hazırladığında, hangilerine gerçekten ulaşabildiğimde ve seçimimin bedelini kimin taşıdığında saklıdır.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.