Aykırı Medya
Özgürlük ve Benlik

Özgürlük Nedir? Kavramın Katmanları

“Özgürlük nedir?” diye sormadan önce sorulması gereken başka sorular var: Neyden, ne için, kiminle ve hangi koşullarda? Bir kapının kilitli olmaması önemlidir; ama ona ulaşamıyorsak açık oluşu hayatımızda pek az şey değiştirir.

Özgürlük, hakkında en kolay konuştuğumuz ama ne anlama geldiğini en zor açıkladığımız kelimelerden biri. Bir insan “özgür olmak istiyorum” dediğinde, bazen devletin hayatına karışmamasını, bazen ailesinin onun adına karar vermemesini, bazen patronuna hayır diyebilmeyi, bazen de yalnızca birkaç saatini kimseye hesap vermeden geçirebilmeyi kastediyor. Aynı sözcük bir meydandaki siyasi talebe de, gece yarısı sessizce verilen kişisel bir karara da eşlik edebiliyor. Bu yüzden özgürlüğü tek ve parlak bir tanımın içine kapatmak güç. Belki de onu daha iyi anlamanın yolu, “Özgürlük nedir?” diye sormaktan önce “Neyden, ne için, kiminle ve hangi koşullarda özgürlük?” diye sormaktan geçiyor.

Önümüzden çekilmeleri istemek

Özgürlüğün ilk ve vazgeçilmez katmanı, müdahale edilmemek. Kiminle yaşayacağımıza, neye inanacağımıza, ne söyleyeceğimize, bedenimizle ilgili hangi kararı vereceğimize bir başkasının zorla hükmetmemesi. Bu talep kimi zaman fazla bireysel ya da bencil gösteriliyor; oysa tarih, insanların iyilik, ahlak, güvenlik ve düzen adına nasıl susturulduğunun örnekleriyle dolu. Bize “senin yararın için” yaklaşan elin, bir süre sonra hayatımızın direksiyonuna geçmesi şaşırtıcı değil. İyi niyet, yetkiyi masumlaştırmıyor. Bir insanın yanlış yapma ihtimali, başka birinin onun yerine yaşama hakkı olduğu anlamına gelmiyor.

Bugün açık yasakların yanında daha yumuşak müdahaleler var. İşyerinde düşüncemizi söylemek hukuken serbest olabilir ama sözleşmenin yenilenmeyeceğini bilmek dilimizi tutmaya yeter. Sosyal medyada istediğimizi yazabiliriz fakat görünürlük kaybı, linç ya da işini kaybetme korkusu, resmî sansürden önce davranır. Aile “karışmıyoruz” derken maddi desteği bir itaat aracına çevirebilir. Dolayısıyla müdahale yalnızca kapıya dikilen polis ya da çıkarılan yasa değildir; reddetmenin bedelini ağırlaştıran her güç ilişkisi, özgürlük alanını daraltabilir.

Açık kapı, gidilebilir yol demek değil

Bir kapının kilitli olmaması önemlidir ama ona ulaşamıyorsak açık oluşu hayatımızda pek az şey değiştirir. İşinden ayrılmakta özgür olan bir insanın iki ay gelir elde edemediğinde evini kaybedecek olması, bu özgürlüğü ne kadar kullanılır kılar? Şiddet gördüğü evden çıkmasına hukuken engel bulunmayan birinin gidecek güvenli bir yeri, düzenli geliri ve yanında duracak bir çevresi yoksa “kalmak onun tercihi” denebilir mi? Üniversiteye gitme hakkı olan bir gencin ailesinin geçimini sağlamak için çalışması gerekiyorsa, onunla bütün zamanını eğitime ayırabilen yaşıtı aynı seçeneklere mi sahiptir?

Burada özgürlük, yalnız engelin yokluğu olmaktan çıkıp imkân meselesine dönüşüyor. Barınma, sağlık, eğitim, güvenli ulaşım, boş zaman ve asgari gelir yalnız sosyal politika başlıkları değildir; insanın “hayır” diyebilmesinin maddi dayanaklarıdır. Güvencesiz kişi teoride pek çok seçeneğe sahip olabilir, fakat kötü bir kararın bedeli bütün hayatını yıkacaksa güvenli olan tek yola sıkışır. Özgürlük, seçeneklerin kâğıt üzerinde varlığıyla değil, insanın onları hayatını kaybetmeden kullanabilmesiyle ölçülür.

Seçmekle karara katılmak arasındaki fark

Çağımız özgürlüğü büyük ölçüde seçenek sayısıyla anlatıyor. Market rafında otuz çeşit ürün, dijital platformda binlerce içerik, telefon ekranında yüzlerce uygulama var. Önümüzdeki menü kalabalıklaştıkça özgür olduğumuza inanıyoruz. Oysa bir menüden tercih yapmakla menünün hazırlanmasına katılmak aynı şey değil. On marka birkaç şirketin elindeyse, neyi göreceğimizi bir sıralama sistemi belirliyorsa, çalışabileceğimiz farklı şirketlerin hepsi aynı güvencesizliği sunuyorsa, çeşitlilik görüntüsü karar gücündeki darlığı gizleyebilir.

Tüketici olarak çok seçeneğimiz varken çalışan, kiracı, yurttaş ya da mahalle sakini olarak sözümüz az olabilir. Hangi kahveyi alacağımıza karar veririz ama kahveyi üretenlerin çalışma koşullarına; hangi taksi uygulamasını kullanacağımıza karar veririz ama kentin ulaşım politikasına; hangi haber akışını takip edeceğimize karar veririz ama bilgiyi sıralayan algoritmanın ölçülerine dokunamayız. Özgürlüğü yalnız kişisel tercihe indirgediğimizde, hayatımızı biçimlendiren ortak kararların bizden ne kadar uzakta alındığını fark etmeyiz.

Bağlardan kurtulmak mı, bağımlılığı değiştirmek mi?

Özgür insanı kimseye ihtiyaç duymayan, kendi başına ayakta duran biri olarak hayal etmeye alışığız. Oysa hiçbirimiz yemeğimizi, bilgimizi, sağlığımızı, güvenliğimizi ve kullandığımız altyapıyı tek başımıza üretmiyoruz. Dilimiz bile başkalarından geliyor. İnsan ilişkilerden kurtularak değil, ilişkilerin içinde yaşıyor. Bu nedenle özgürlüğün karşıtı her türlü bağ değil; tek taraflı, çıkılamaz ve itiraz edilemez bağımlılık. Bir dosta güvenmek bizi özgürlükten etmez; dostluğun yardım karşılığında itaate zorlaması eder. Bir topluluğa ait olmak esaret değildir; topluluktan ayrılmanın bedelinin yok oluşa dönüşmesi esarettir.

Dayanışma bu bakımdan özgürlüğü azaltmak yerine büyütebilir. İşini kaybettiğinde yalnız kalmayacağını bilen kişi patronuna daha rahat itiraz eder. Çocuk bakımını paylaşabilen bir çevre, ebeveynlerin zamanını genişletir. Mahallesinde birbirine destek olan insanlar, temel bir ihtiyacı karşılamak için güçlü bir aracının kapısına gitmek zorunda kalmaz. Başkasının özgürlüğü bizim payımızdan eksilen bir miktar değildir. Eşit ve karşılıklı ilişkiler, tek başımıza göze alamayacağımız kararları mümkün kılar.

Özgürlük bir sonuç değil, süren bir mücadele

Belki en yanıltıcı düşünce, özgürlüğün bir kez kazanılıp sonsuza kadar sahip olunan bir şey olduğu fikridir. Bir alanda serbestken başka bir alanda derin biçimde bağımlı olabiliriz. Evinde istediği gibi yaşayan biri, borçları nedeniyle işyerinde sesini çıkaramayabilir. İnternette düşüncesini ifade edebilen kişi, sürekli izlenme ihtimali yüzünden kendi kendini sansürleyebilir. Kendi işinin patronu görünen bir kurye, bütün gününü puanlama sisteminin görünmez emirlerine göre düzenleyebilir. Özgürlük hayatın tamamına eşit yayılmaz; ilişkiden ilişkiye, zamandan zamana değişir.

Bu yüzden “Özgür müyüm?” sorusuna verilecek dürüst cevap çoğu zaman “Nerede ve kimin karşısında?” sorusuyla başlar. Hayır dediğimde ne kaybederim? Beni etkileyen kuralların oluşumunda sözüm var mı? Ayrılma imkânım gerçek mi? Yanıldığımda yeniden başlayabilir miyim? İhtiyaçlarım bir başkasına beni yönetme gücü veriyor mu? Özgürlüğü gösterişli bir slogan olmaktan çıkaran şey, bu gündelik sorulardır. Belki özgürlük bütün bağları koparmak değil; içinde yaşadığımız bağları görebilmek, tartışabilmek, gerektiğinde reddedebilmek ve yenilerini eşitlik içinde kurabilmektir.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.