Aykırı Medya
Özgürlük ve Benlik

Stirner ve “Biricik Ben”: Aşırı Bireycilik Nereye Varır?

İnsan çoğu zaman bir yöneticinin önünde değil, zihninde kutsallaştırdığı bir fikrin önünde eğilir. Fakat kuşkuyu her tür ortaklığın reddine çevirirsek biricik birey, güçlü kurumların karşısında yalnız kalır.

Max Stirner’ın “biricik” fikri, ilk karşılaşmada hem baştan çıkarıcı hem de rahatsız edicidir. Devlet, toplum, ahlak, insanlık, dava ve hatta özgürlük gibi yüce kavramların insanın üzerinde yeni efendilere dönüşebileceğini söyler. İnsan çoğu zaman bir yöneticinin önünde değil, zihninde kutsallaştırdığı bir fikrin önünde eğilir. Kendisini ailesine, ulusuna, kuruma ya da gelecekte kurulacağı söylenen kusursuz dünyaya feda ederken erdemli davrandığını düşünebilir. Stirner bu büyük sözlerin perdesini çekip basit bir soru sorar: Bu fikirler benim için mi var, yoksa ben onların hizmetkârı mı oldum? Fakat bütün kutsalları dağıttığımızda geriye kalan biricik ben, başkalarıyla nasıl bir hayat kuracaktır?

Kafamızın içindeki efendiler

Otorite her zaman dışarıdan emir vermez. “İyi insan böyle yapar”, “ailenin şerefini düşün”, “devletin bekası her şeyden önce gelir”, “dava için fedakârlık gerekir” gibi cümleler zamanla iç sesimize dönüşür. Emir veren kişi ortadan kaybolsa da hüküm sürer. İnsan kendi ihtiyacını, bedenini ve kuşkusunu daha yüce saydığı soyut bir varlık adına susturur. Stirner’ın “hayaletler” diye alaya aldığı şey, tam da bu elle tutulmayan ama hayatımız üzerinde son derece somut güce sahip kavramlardır.

Bu eleştirinin özgürlükçü düşünce için kıymeti büyük. En iyi niyetli topluluk bile kendisini üyelerinden daha değerli saymaya başladığında kuruma dönüşür. Özgürlük adına kurulan hareket, bireyin kuşkusunu ihanet kabul edebilir; eşitlik adına konuşan örgüt, kendi hiyerarşisini vazgeçilmez gösterebilir. Bir fikrin doğru olduğuna inanmakla, insan hayatını o fikrin hammaddesi saymak aynı şey değildir. Stirner, hiçbir soyut idealin somut insan üzerinde peşinen hak sahibi olmadığını hatırlatır.

Biricik olmak yalnız kalmak değildir

Biriciklik, insanın hiçbir kategoriye bütünüyle sığmadığını söyler. “Çalışan”, “kadın”, “erkek”, “yurttaş”, “göçmen”, “anne”, “baba” ya da “seçmen” oluşumuz deneyimimizin bir yanını anlatır; tamamını değil. Kurumlar bizi sayabilmek, yönetebilmek ve hakkımızda karar verebilmek için sınıflandırır. Bu sınıflar bazen ortak sorunları görünür kılar, bazen de bizi tek bir özelliğe hapseder. Biricik fikri, her insanın tanımdan taşan canlı ve çelişkili tarafını savunur.

Fakat bunu “Yalnız ben önemliyim, kimseye borcum yok” biçiminde okumak kolaydır. Böyle bir bireycilik, insanın dilini, bilgisini, bakımını ve hayatını başkalarından aldığını unutur. Hiç kimse kendini tek başına üretmez. Stirner’ın itirazı bağ kurmaya değil, bağın kutsallaşıp insanı yutmasına yöneliktir diye düşünülebilir. Biricik olmak ilişkilerden kaçmak değil; ilişkide erimemek, başkasının amacı için sessiz bir araca dönüşmemek ve katıldığımız birlikten gerektiğinde ayrılabilmektir.

Piyasanın çok sevdiği sahte biriciklik

Bugünün dünyası da sürekli benzersiz olduğumuzu söylüyor. Reklamlar “Kendin ol”, şirketler “Farkını göster”, platformlar “Sesini duyur” diyor. Herkesin kişisel markasını kurması, hayatını ayırt edici bir hikâyeye dönüştürmesi bekleniyor. Stirner’ın biricik bireyine benzeyen bu çağrı, gerçekte insanları ölçülebilir profillere çeviriyor. Benzersizliğimizi beğeni, takipçi, puan, performans ve satın alma davranışıyla kanıtlamamız isteniyor.

Piyasa farklılığı bastırmak zorunda değil; onu ürün çeşidine çevirebilir. Herkes kendine özgü tarzını seçer ama seçeneklerin altyapısı birkaç şirketin elindedir. Herkes kendi işinin girişimcisi olur ama işsizliğin, hastalığın ve başarısızlığın riskini tek başına taşır. Ortak sorunlar, kendisini yeterince iyi pazarlayamayan bireyin kusuru sayılır. Böylece biriciklik, kurumlara karşı özgürleştirici bir itiraz olmaktan çıkıp insanları birbirinden koparan rekabet diline dönüşür.

Gönüllü birlik, gerçek çıkış ister

Stirner kalıcı ve kutsal topluluklar yerine, insanların ihtiyaçları ve arzuları doğrultusunda kurdukları gönüllü birliklerden söz eder. Böyle bir birlik üyelerinden bağımsız yüce bir varlık değildir. İnsan katılır, yararlanır, katkıda bulunur, etkiler ve gerekirse ayrılır. Kurum kendi varlığını sürdürmek uğruna kişileri feda edemez. Bu düşünce, örgütlerin amaçlarını unutup üyelerini araçlaştırmasına karşı güçlü bir uyarıdır.

Yine de ayrılma hakkının gerçek olması için maddi koşullar gerekir. İşten çıkınca aç kalacak, aileden uzaklaşınca barınamayacak veya topluluktan ayrılınca bütün sosyal desteğini yitirecek kişi biçimsel olarak gönüllü, fiilen bağımlıdır. Güç eşitsizliği görmezden gelinirse gönüllü sözleşme güçlü tarafın şartlarını gizler. Biriciklerin birliği ancak insanların hayır diyebildiği, ihtiyacın şantaj aracına dönüşmediği ve karar gücünün tek elde birikmediği ölçüde özgür olabilir.

Biriciklikten dayanışmaya giden yol

Stirner’ın düşüncesini değerli kılan, bize kusursuz bir toplum tasarımı vermesi değil, fikirlerin nasıl efendileştiğini göstermesidir. İnsan özgürlük idealine bile kendi hayatını feda ederek bağlanabilir. Hiçbir kavram, yaşayan insanın acısını ve itirazını otomatik olarak geçersiz kılamaz. Bu kuşku her özgürlükçü hareketin içinde kalmalı; çünkü amaçların yüceliği kullanılan araçları masumlaştırmaz.

Fakat kuşkuyu her türlü ortaklığın reddine dönüştürürsek biricik birey, güçlü kurumların karşısında yalnız ve savunmasız kalır. Başkasının özgürlüğünü umursamayan kişi, kendi özgürlüğünü taşıyacak ilişkileri de kaybeder. Ortak değerleri kutsallaştırmadan söz verebilir, kendimizi topluluğa teslim etmeden birbirimizin yükünü paylaşabiliriz. Biriciklik “Yalnız ben varım” demek zorunda değil. Daha cömert bir anlamı olabilir: Ben hiçbir kurumun tamamıyla sahip olamayacağı biriyim; sen de öylesin. Kurduğumuz birlik bu taşan yanımızı yok etmediği sürece, dayanışma benliğimize ihanet değil onun güvencesidir.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.