Aykırı Medya

“Toplum Sözleşmesi”ni Hiç İmzaladık mı?

Bir uygulamaya üye olurken bile önümüze kullanım koşulları çıkarılıyor. Okumadan “kabul ediyorum”a basıyoruz belki ama en azından bir metnin varlığını biliyoruz.

Bir uygulamaya üye olurken bile önümüze kullanım koşulları çıkarılıyor. Okumadan “kabul ediyorum”a basıyoruz belki ama en azından bir metnin varlığını biliyoruz. Devletle ilişkimizde ise çok daha kapsamlı yükümlülüklerimiz var: vergi ödüyoruz, kurallara uyuyoruz, kimlik taşıyoruz, bazı kararları kabul etmek zorunda kalıyoruz. Buna rağmen bu ilişkinin temelinde bulunduğu söylenen “toplum sözleşmesini” hiçbirimiz görmedik. İmzalamadık, maddelerini müzakere etmedik, hangi koşullarda feshedebileceğimizi bilmiyoruz.

Elbette toplum sözleşmesi fikri çoğu düşünürde gerçek bir tarihsel belge iddiası değildir. Daha çok şu soruya cevap arayan bir düşünce deneyidir: İnsanlar özgür ve eşit kabul edilirse, ortak bir otoriteyi hangi koşullarda kabul ederlerdi? Bu soru, yönetme hakkını soydan, tanrısal yetkiden veya fetih gücünden alıp insan rızasına bağladığı için kendi döneminde sarsıcıydı. Fakat bir düşünce deneyi, bugün gerçekten verilmiş bir onayın yerine kullanılmaya başladığında işler değişir.

“Burada yaşıyorsan kabul etmiş sayılırsın”

Toplum sözleşmesinin gündelik siyasal dile çevrilmiş hâli çoğu zaman budur. Bu ülkede yaşıyorsan kuralları kabul etmişsindir. Kamu hizmetlerinden yararlanıyorsan devlete borçlusundur. Beğenmiyorsan gidebilirsin.

Bu mantık, devleti gönüllü üye olunan bir kulübe benzetir. Oysa insan doğacağı ülkeyi, vatandaşlığını, ailesinin ekonomik durumunu veya konuşacağı dili seçerek dünyaya gelmez. Başka bir ülkeye taşınmak da üyelik iptal tuşuna basmak gibi değildir. Para, vize, iş, aile, dil ve hukuki statü gibi onlarca engel vardır. “Kalmak” çoğu zaman özgürce verilmiş siyasal onaydan çok hayatın maddi koşullarının sonucudur.

Aynı sorun işyerinde de görülebilir. Bir çalışan sözleşmeyi imzalamıştır; ama işsiz kalma korkusuyla kabul ettiği maddelerin ne kadar gönüllü olduğu tartışmalıdır. Biçimsel olarak imza vardır, maddi olarak pazarlık gücü yoktur. Devletle ilişkide ise çoğu zaman imza bile yoktur; buna rağmen rıza varsayılır.

Sözleşmenin iki tarafı eşit mi?

Gerçek bir sözleşmede tarafların birbirine karşı yükümlülükleri bulunur. Devlet yurttaştan vergi, itaat ve belirli kurallara uyum beklerken karşılığında güvenlik, adalet, hizmet ve hak güvencesi vaat eder. Fakat taraflardan biri sözleşmenin maddelerini yazıyor, yorumluyor, ihlal edilip edilmediğine karar veriyor ve yaptırımı da kendisi uyguluyorsa eşitlik hayli tuhaf bir hâl alır.

Yurttaş vergi ödemediğinde yaptırım bellidir. Bir kamu kurumu yanlış karar verdiğinde ise yurttaş yine başka bir kamu kurumuna başvurur. Devlet hem taraf hem hakem durumuna gelebilir. Hukuki denetim, bağımsız yargı ve kamusal itiraz kanalları tam da bu çelişkiyi sınırlamaya çalışır; fakat bunların ne kadar bağımsız olduğu da başlı başına bir iktidar meselesidir.

Bu nedenle “toplum sözleşmesi var” demek, devletin meşruiyet sorununu çözmez. Tam tersine, sözleşmenin gerçekten sözleşmeye benzeyip benzemediğini sormayı gerektirir.

Geçmiş kuşakların imzası

Bir başka gariplik zamandır. Anayasalar, kurumlar ve siyasal gelenekler biz doğmadan çok önce kurulmuş olabilir. Bizden önce yaşayanların yaptığı tercihler, bugün hayatımızın sınırlarını belirler. Toplumların her sabah sıfırdan başlaması elbette mümkün değildir; ortak hayat belli bir süreklilik gerektirir. Ama süreklilik ile dokunulmazlık aynı şey değildir.

Bir kural yalnız eski olduğu için meşru sayılamaz. Aksi hâlde geçmiş kuşakların kararı, henüz doğmamış insanların üzerinde kalıcı bir otoriteye dönüşür. Toplum sözleşmesi gerçekten rızaya dayanıyorsa, onu devralanların değiştirme hakkı da olmalıdır. Değiştirilemeyen sözleşme, sözleşmeden çok miras bırakılmış bir emir haline gelir.

Bu mesele bugün dijital kamu sistemlerinde de görülüyor. Yıllar önce alınmış bir idari karar, yeni yazılımların içine gömülüyor; kural değişmese bile teknik altyapı onu daha katı hâle getirebiliyor. Böylece geçmişte yapılmış bir tercih, artık kimsenin yeniden tartışmadığı bir otomasyona dönüşüyor. Eski karar yalnız kurumda değil, kodda da yaşamaya başlıyor.

Rıza bir defalık olabilir mi?

Belki toplum sözleşmesi fikrinin en sorunlu yanı, rızayı geçmişte verilmiş tek bir onay anı gibi düşünmemizdir. Oysa gündelik ilişkilerde bile rızanın geri alınabilir olması önemlidir. Bir kez “evet” demek sonsuza kadar evet demek değildir. Siyasal hayatta ise bu ilke daha da önem kazanır.

İnsanların kararları etkileme imkânı yoksa, yöneticileri denetleyemiyorsa, yerel ve ekonomik ilişkilerde söz sahibi olamıyorsa, geçmişte verildiği varsayılan bir rıza bugünkü sessizliği açıklayamaz. Rıza canlı bir ilişkiyse, yalnız seçim gününde değil kararların alındığı her yerde sınanır.

Bu nedenle merkezi devletin karşısına tek bir kusursuz model koymak da kolay değildir. Yerel meclislerde nüfuz sahipleri ortaya çıkabilir, kooperatiflerde eski üyeler yeni gelenleri bastırabilir, yatay olduğunu söyleyen topluluklarda görünmez liderler oluşabilir. Küçük ölçek kendiliğinden özgürlük getirmez. Fakat en azından önemli bir fark yaratabilir: karar verenlerle sonuçlarına katlananlar arasındaki mesafeyi azaltabilir.

İmzadan çok yeniden konuşabilmek

“Toplum sözleşmesini hiç imzaladık mı?” sorusunun düz cevabı hayır. Fakat asıl mesele, ortada kâğıt olmaması değil. Hiç imzalamadığımız bir düzenin bizi ne ölçüde bağlayabileceği ve bu düzeni değiştirme gücünün gerçekten kimde bulunduğu daha önemli.

Belki meşruiyet için geçmişte atılmış hayalî bir imzadan çok daha basit bir ölçü yeterlidir: Bugün konuşabiliyor muyuz? Kararın gerekçesini görebiliyor muyuz? İtiraz sonucu değiştirebiliyor mu? Kurallar yalnız yönetenlerin değil, onlardan etkilenenlerin de müdahalesine açık mı?

Sözleşmenin tarafı olduğumuz söyleniyorsa, metnin üzerinde kalemimizin izi de bulunmalı. Bu iz bir imza değil; kuralları yeniden tartışabilme gücü olabilir.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası