İnternetin ilk yıllarına eşlik eden güçlü bir hayal vardı: Sınırların önemsizleştiği, kimsenin tek başına yönetemediği, bilginin serbestçe dolaştığı yeni bir alan doğuyordu.
İnternetin ilk yıllarına eşlik eden güçlü bir hayal vardı: Sınırların önemsizleştiği, kimsenin tek başına yönetemediği, bilginin serbestçe dolaştığı yeni bir alan doğuyordu. Devletler topraklarını, yollarını ve yayın araçlarını kontrol edebilirdi; ama paketler hâlinde dolaşan veriyi, dünyanın dört bir yanına dağılmış insanları ve sürekli çoğalan ağları nasıl kontrol edecekti? İnternet, yalnızca yeni bir iletişim aracı değil, merkezî otoritenin sınırlarını aşan bir özgürlük ihtimali gibi görünüyordu.
Bu umut bütünüyle hayal değildi. İnsanlar izin almadan yayın yapabildi, birbirini hiç tanımayan topluluklar ortak projeler kurdu, özgür yazılım dünyanın farklı yerlerindeki emeği tek bir ürün etrafında buluşturdu. Dosya paylaşım ağları, forumlar, gönüllü bilgi kaynakları ve açık protokoller, devletin ya da şirketin doğrudan emri olmadan düzen kurulabileceğini gösterdi. Fakat devletsizlik ile iktidarsızlık aynı şey değildi. Devletin geri çekildiği yerde otorite yok olmadı; kimi zaman ağ yöneticisinin, kimi zaman şirketin, kimi zaman kodu yazan küçük bir grubun elinde yeniden biçimlendi.
İzin istemeden bir araya gelmek
Dijital ağların özgürleştirici tarafı, giriş kapısının görece açık olmasıydı. Bir matbaa, televizyon kanalı ya da büyük dağıtım ağı olmadan söz üretmek mümkündü. Ortak bir mesele etrafında buluşmak için aynı kentte yaşamak, resmî bir dernek kurmak veya bir makamdan onay almak gerekmiyordu. Bu durum, özellikle sesi geleneksel kanallarda duyulmayan insanlar için gerçek bir alan açtı. Bilgi yalnızca kurumların verdiği bir şey olmaktan çıkıp kullanıcıların birlikte ürettiği bir müşterek hâline gelebildi.
Özgür ve açık kaynak yazılım bu ihtimalin en somut örneklerinden biridir. Binlerce insan, mülkiyeti tek bir şirketin duvarları içine kapatılmamış araçlar geliştirdi. Kullanıcı yalnızca tüketici değil, inceleyen, değiştiren, onaran ve paylaşan bir katılımcı olabildi. Bu yapıların hepsi eşitlikçi ya da çatışmasız değildi; yine de koordinasyonun mutlaka emir-komuta zincirine dayanması gerekmediğini gösterdiler. Devletsizlik burada kaos değil, farklı bir düzen kurma kapasitesiydi.
Kodun yönettiği yerde kim konuşur?
Ne var ki “merkez yok” denilen bir ağda bile kurallar vardır. Bir forumun yöneticileri, bir açık kaynak projesinin bakımcıları, bir protokolün geliştiricileri ya da sunucuyu işleten kişiler başkalarından daha fazla yetkiye sahip olabilir. Bu yetki bazen gerekli ve haklıdır; spam, saldırı ve kötüye kullanım gerçek sorunlardır. Ancak kararların nasıl alındığı, kimin itiraz edebildiği ve yetkinin nasıl geri alınacağı belirsizse, resmî unvanı olmayan küçük iktidarlar ortaya çıkar.
“Kod kanundur” sözü bu yüzden hem çekici hem tehlikelidir. Kuralların kişilere göre keyfî biçimde değişmemesini vaat eder. Fakat kodu kimin yazdığı ve hatalı olduğunda kimin değiştirebildiği sorusunu cevapsız bırakır. Bir sözleşme yazılım içinde otomatik çalıştığında tarafsız görünür; oysa baştan hangi ihtimallerin hesaba katılacağına yine insanlar karar vermiştir. İnsan yorumu ortadan kalktığında keyfilik azalabilir, ama merhamet, bağlam ve istisna ihtimali de kaybolabilir.
Devletin yokluğu şirketin özgürlüğü mü?
Dijital devletsizlik söylemi zaman zaman toplulukların özgürlüğünden çok şirketlerin denetimsizliğine yaradı. “İnternet düzenlenemez” denilirken kullanıcıların değil, büyük platformların hareket alanı genişledi. Sınırlar veriler için anlamsızlaşırken vergilerden, işçi haklarından ve kamusal sorumluluktan kaçmak isteyen sermaye için oldukça kullanışlı hâle geldi. Devlet baskısından kurtulma arzusu, şirket yönetimine teslim olmakla sonuçlanabildi.
Bir platform kamusal meydan gibi işlev görüp kurallarını özel mülk sahibi olarak koyduğunda garip bir durum ortaya çıkar. Devlet değildir, fakat konuşmayı sınırlar; mahkeme değildir, fakat hesap kapatır; işveren olduğunu reddeder, fakat insanların ne zaman ve kaça çalışacağını belirler. Kararlar demokratik denetime açık değildir. Kullanıcı sözleşmesi, anayasanın yerini alır. Böylece devletin eski otoritesinden kaçarken daha az görünür ve daha az hesap verebilir bir iktidara yakalanabiliriz.
Dağıtık olmak eşit olmak değildir
Bir ağın teknik olarak dağıtık olması, gücün de eşit dağıldığı anlamına gelmez. Herkes aynı protokole bağlanabilir; fakat bazıları daha çok sunucuya, paraya, bilgiye ve zamana sahiptir. Kripto ağlarında oy hakkı para ya da işlem gücüyle bağlantılıysa, merkezî banka ortadan kalksa bile servet merkezîleşebilir. Federatif bir sosyal ağda herkes kendi sunucusunu kurmakta özgür olabilir; ancak bunun teknik ve maddi yükünü taşıyamayanlar yine büyük sunuculara bağımlı kalabilir.
Bu nedenle devletsizliği yalnızca merkezî kurumun yokluğu üzerinden değerlendirmek yetmez. Gerçek soru, insanların kararları etkileyip etkileyemediğidir. Bir merkez yoksa ama bilgi birkaç uzmanın elindeyse, söz hakkı kâğıt üzerinde kalır. Herkes ayrılmakta özgürse ama ayrılmanın bedeli yılların verisini ve topluluğunu kaybetmekse, çıkış hakkı gerçek bir güvence sunmaz. Özgürlük, yalnızca kapının açık olması değil, kapıya ulaşabilecek imkâna sahip olmaktır.
Dijital müştereklerin ihtimali
Dijital devletsizliğin en değerli ihtimali, hiçbir kuralın bulunmadığı bir boşluk yaratmak değildir. Kuralların birlikte yapıldığı, yöneticilerin geri çağrılabildiği, kaynakların ortakça korunduğu ve insanların yalnızca müşteri sayılmadığı alanlar kurabilmektir. Açık standartlar, veri taşınabilirliği, topluluk mülkiyeti, kooperatif platformlar ve katılımcı moderasyon bu ihtimalin farklı parçaları olabilir. Hiçbiri tek başına kusursuz çözüm değildir; fakat yönetim hakkını görünmez sahiplerden kullanıcılara yaklaştırır.
Belki internet bizi devletten bütünüyle kurtarmayacak. Zaten özgürlük yalnızca devleti eksiltmekle kurulmaz. Devletin, şirketin, teknik uzmanın ve kalabalığın baskısına karşı aynı anda güvence üretebilen ilişkilere ihtiyacımız var. Dijital devletsizlik, başıboş bir alan değil, iktidarın nerede yeniden biriktiğini sürekli izleyen bir ortak yaşam arayışı olduğunda anlam kazanabilir. Aksi hâlde yıktığımız kapının ardında, kullanım koşullarını okumadan kabul ettiğimiz daha büyük bir bina bulabiliriz.
Devletsiz dijital biçimleri romantikleştirmeden değerlendirmek için altyapıya bakmak gerekir. İnternet Society’nin 2025 çalışmaları, yerel toplulukların kurup işlettiği ağların yalnız bağlantı sağlamadığını; bakım bilgisi, karar alma ve dayanıklılığı da yerelleştirebildiğini gösteriyor. Haiti’deki topluluk ağları 2025’te kırsal ve uzak bölgelerde dokuz binden fazla kişiye erişmişti. Bu örnek tek başına özgür bir düzen kanıtı değildir; finansman, lisans ve teknik uzmanlık sorunları sürer. Yine de topluluk ağları deneyimi, “devlet yoksa şirket vardır” ikiliğinin zorunlu olmadığını, altyapının kullanıcıları tarafından ortaklaşa işletilebileceğini somutlaştırıyor.