Aykırı Medya
Cinsiyet ve Kimlik

Emma Goldman ve Özgürlükçü Feminizm

Goldman özgürlüğü kamusal haklarla sınırlamayıp insanın en yakın ilişkilerine kadar götürdü. Devrimden söz edenlerin aşkı, bedeni ve gündelik itaati konuşmaktan kaçamayacağını hatırlatır.

Emma Goldman’ı yalnızca “anarşist bir kadın” diye tanımlamak, onu tarih içindeki güvenli bir rafa yerleştirir ama düşüncesinin rahatsız edici tarafını eksiltir. O, devletin, kapitalizmin ve dinî otoritenin karşısında durduğu kadar evlilik, kıskançlık, cinsel ahlak ve kadınlardan beklenen fedakârlık üzerine de söz söyledi. Kadınların oy hakkı için mücadele ettiği bir dönemde, sandığa erişmenin tek başına özgürleşme getirmeyeceğini savunacak kadar aykırıydı. Bu yüzden hem dönemin egemen düzeniyle hem de zaman zaman reformcu kadın hareketleriyle arasına mesafe koydu.

Goldman’ın hayatını kahramanlık hikâyesine çevirmek kolay. Çarlık Rusyası’ndan Amerika’ya göç eden, işçi mücadelelerine katılan, defalarca tutuklanan, sınır dışı edilen ve konuşmaları yasaklanan güçlü bir figür. Fakat onu bugüne taşıyan yalnızca cesareti değil; özgürlüğü kamusal haklarla sınırlamayıp insanın en yakın ilişkilerine kadar götürmesidir. Devrimden söz edenlerin aşkı, bedeni ve gündelik itaati konuşmaktan kaçamayacağını hatırlatır.

Oy hakkının ötesindeki özgürlük

Goldman kadınların oy kullanmasına ilke olarak düşman değildi; asıl itirazı, oy hakkının kadınları özgürleştirecek nihai araç gibi sunulmasınaydı. Erkeklerin oy verdiği bir sistemin savaşı, sömürüyü ve yoksulluğu ortadan kaldırmadığını görüyordu. Kadınların aynı düzene seçmen ya da yönetici olarak katılması, düzenin temel ilişkilerini değiştirmeyebilirdi. Ona göre özgürlük, yalnızca devletin tanıdığı yurttaşlık hakkından daha derin olmalıydı.

Bu eleştiri bugün de kolayca yanlış anlaşılabilir. Kadınların siyasi temsilini küçümsemek, tarihsel mücadeleyi görmezden gelmek olur. Goldman’ın sorusu başka yerdeydi: Bir hak kazanıldığında hayatın maddi koşulları değişmiyorsa, o hak kimler tarafından gerçekten kullanılabilir? Ekonomik bağımlılık, ev içi denetim ve ahlaki baskı sürerken sandık başındaki eşitlik ne kadar ileri gider? O, reformu bütünüyle reddetmekten çok, reformun özgürlük diye son nokta ilan edilmesine karşıydı.

Evlilik, aşk ve ekonomik bağımlılık

Goldman’ın en sert eleştirilerinden biri evlilik kurumuna yöneliyordu. Evliliği aşkın doğal sonucu değil, özellikle kadınları ekonomik ve cinsel bakımdan denetleyen bir sözleşme olarak görüyordu. Döneminin koşullarında kadınların geçim imkânlarının sınırlı olması, evliliği romantik bir seçimden çok hayatta kalma düzenine çevirebiliyordu. Sevgi ile zorunluluk birbirine karıştığında, “özgür irade” sözü kâğıt üzerinde kalıyordu.

Onun özgür aşk savunusu, sorumsuzluk ya da bağsızlık çağrısı değildi. Daha çok sevginin devlet, kilise, mülkiyet ve toplumsal saygınlık tarafından yönetilmesine itirazdı. İnsanların birlikte kalmasının nedeni hukuki ceza, ekonomik çaresizlik ya da mahalle baskısı olduğunda ilişkinin sürmesi aşkın kanıtı sayılmaz. Ancak bu düşünceyi bugüne taşırken bakım yükü ve eşitsiz güç meselesini de unutmamak gerekir. “Özgür ilişki” adı, sorumluluğun tek tarafa bırakılmasını kendiliğinden önlemez.

Beden üzerinde söz sahibi olmak

Goldman doğum kontrolünü savunduğu için baskıyla karşılaştı; kadınların anneliğe mecbur bırakılmasını özgürlük sorunu olarak gördü. Bir kadının ne zaman ve kaç çocuk doğuracağına ilişkin kararın devlet, din ya da koca tarafından verilmesine karşı çıktı. O dönemde bu sözler yalnızca ahlaka aykırı değil, hukuken de tehlikeli sayılabiliyordu. Beden politikası dediğimiz alanın ne kadar eski bir mücadele olduğunu onun hayatında açıkça görürüz.

Buradaki temel düşünce bugün hâlâ canlı: Beden hakkında karar verme yetkisi kimde? Yasa bedeni koruyor mu, yoksa onu belirli bir aile ve nüfus düzenine göre mi biçimlendiriyor? Toplum anneliği överken çocuk bakımının koşullarını sağlıyor mu? Goldman’ın yaklaşımı, doğurganlığı özel hayatın sessiz meselesi olmaktan çıkarıp siyasi özgürlüğün merkezine taşır. Çünkü kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmayan kişinin diğer hakları da kırılgan kalır.

Devrimin içinde kadın olmak

Goldman yalnızca dışarıdaki egemen kurumları eleştirmedi; devrimci erkeklerin kendi ilişkilerindeki çelişkilerine de dikkat çekti. İnsanlığın özgürlüğünden söz eden bir erkeğin birlikte olduğu kadından itaat, sadakat ve görünmez hizmet beklemesi ona göre kabul edilemezdi. Büyük dava adına gündelik eşitsizliğin ertelenmesi, eski dünyanın yeni sloganlarla sürdürülmesiydi.

Bu eleştiri bugün örgütlerde ve muhalif çevrelerde hâlâ karşılık buluyor. Bir hareket eşitliği savunabilir, ama toplantının görünmez işlerini aynı kişilere bırakabilir. Bir erkek kamusal alanda feminist sözler kullanırken özel ilişkide kontrolcü davranabilir. Goldman’ın mirası, doğru fikirlere sahip olmanın yeterli olmadığını; özgürlük iddiasının en yakın ilişkilerde sınanması gerektiğini söyler. Devrim, evin kapısında askıya alınamaz.

Özgürlüğü sevmek, özgürlüğün yükünü taşımak

Goldman’ın düşüncesini bugüne aynen aktarmak yerine onun sorularını canlı tutmak daha anlamlı. Bazı görüşleri kendi döneminin sınırlarını taşır; her konuda bugünün feminist tartışmalarını karşılamaz. Onu kusursuz bir simgeye dönüştürmek, otorite karşıtı bir düşünürü yeni bir otorite hâline getirmek olur. Asıl değer, düşüncelerinin bize hâlâ konforlu olmayan sorular yöneltmesinde.

Özgürlük yalnızca zincirlerin kırılması değil, başkasının özgürlüğüyle birlikte yaşamanın sorumluluğudur. Aşk mülkiyet değilse kıskançlık ve güvensizlikle nasıl yüzleşeceğiz? Evlilik zorunluluk olmamalıysa bakım ve çocuk sorumluluğu nasıl paylaşılacak? Devletin tanıdığı haklar yetmiyorsa insanların güvenliğini hangi ortak kurumlar sağlayacak? Goldman bu soruların hepsine eksiksiz cevap vermedi. Fakat özgürlüğü yalnızca meydanlarda değil, evde, bedende ve aşkta araması onu hâlâ huzursuz edici biçimde çağdaş kılıyor.

Goldman’ın güncelliği, özgür aşk tartışmasını yalnız ilişki biçimlerinin çoğalmasına indirgememesinde de aranabilir. Bir ilişkinin resmî olmaması, onun kendiliğinden eşit olduğu anlamına gelmez. Gelir, barınma, yaş, deneyim ve toplumsal itibar eşitsizliği evlilik dışındaki ilişkilerde de güç yaratır. “Özgürce seçildi” cümlesi, ayrılmanın bedelini ve bakım sorumluluğunun kimde kaldığını gizleyebilir. Özgür aşk ancak özgür çıkış ve karşılıklı sorumlulukla birlikte düşünüldüğünde mülkiyet ilişkisinden uzaklaşır.

Bugünün dijital yakınlık dünyası Goldman’ın sorduğu sorulara yeni katmanlar ekliyor. Eş bulma uygulamalarının insanları sıralaması, özel görüntülerin denetim aracına dönüşmesi ve sürekli erişilebilirlik beklentisi aşkın çevresine yeni iktidarlar kuruyor. Devletin nikâh kurumunu eleştirmek yeterli değil; piyasanın arzuyu nasıl düzenlediğini ve platformların mahremiyeti nasıl metalaştırdığını da görmek gerekiyor. Goldman’ın mirası hazır cevapta değil, en kişisel sandığımız ilişkinin içinde bile özgürlük ile sahiplik arasındaki çizgiyi sormaya devam etmemizde yaşıyor.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.