Tarihsel kişilikleri anmak çoğu zaman onları etkisizleştirmenin zarif bir yoludur. Miras, eski cevapları tekrarlamak değil; o soruları yeni koşullarda yeniden kurabilmekse Goldman hâlâ aramızda sayılır.
Tarihsel kişilikleri anmak çoğu zaman onları etkisizleştirmenin zarif bir yolu olur. Fotoğrafları paylaşılır, birkaç sözü dolaşıma girer, doğum ve ölüm tarihleri sıralanır. Ardından düşünceleri bugünün çatışmalarından uzak, saygı duyulacak ama hayatımıza karışmayacak bir geçmiş parçasına dönüşür. Emma Goldman da bu tehlikeden muaf değil. Onu yalnızca cesur bir göçmen, etkileyici bir konuşmacı ya da anarşist tarihin renkli siması olarak hatırladığımızda, bize yönelttiği soruları güvenli bir müzeye kapatmış oluruz.
Goldman’ın mirası hazır bir reçete değil. Yaşadığı dünya bugünkünden çok farklıydı; kadınların hukuki konumu, çalışma hayatı, iletişim araçları ve cinsellik üzerindeki açık yasaklar değişti. Fakat iktidarın özel hayata nasıl yerleştiği, özgürlüğün ekonomik bağımsızlık olmadan ne kadar kırılgan kaldığı ve özgürlükçü hareketlerin kendi içlerinde tahakküm üretebildiği soruları hâlâ önümüzde duruyor. Miras, eski cevapları tekrarlamak değil; bu soruları yeni koşullarda yeniden kurabilmekse Goldman hâlâ aramızda sayılır.
Bir simgeye indirgenmenin tehlikesi
Goldman’ın sıkça alıntılanan sözleri, sosyal medyada kolay paylaşılabilir bir asi kadın görüntüsü üretir. Bu görünürlük bütünüyle değersiz değil; yeni insanların onun düşüncesiyle tanışmasına yol açabilir. Fakat bir düşünürü birkaç çarpıcı cümleye sıkıştırdığımızda çelişkileri, yanılgıları ve tarihsel bağlamı kaybolur. Geriye, herkesin kendi istediği anlamı yükleyebileceği pürüzsüz bir ikon kalır.
Oysa Goldman’ın değeri pürüzsüz olmamasında. Kimi zaman döneminin önyargılarından bütünüyle kurtulamadı, kimi siyasi gelişmeler karşısında görüşlerini değiştirdi, devrimci hareketlerle hem dayanışma hem çatışma yaşadı. Onun fikirlerine eleştirel yaklaşmak mirasına saygısızlık değil, tam tersine otorite karşıtı tutumunu ciddiye almaktır. Bir anarşisti dokunulmaz otoriteye çevirmek, ondan alınabilecek en tuhaf ders olurdu.
Hak kazanmak ile hayatı değiştirmek arasındaki mesafe
Bugün pek çok ülkede kadınlar oy kullanabiliyor, eğitim görebiliyor, mülk edinebiliyor ve kendi gelirini kazanabiliyor. Bunlar büyük tarihsel kazanımlar. Yine de hukuki eşitlik ev içindeki iş bölümünü, bakım yükünü, şiddet korkusunu ve işyerindeki görünmez engelleri kendiliğinden ortadan kaldırmadı. Goldman’ın reformlara yönelttiği kuşku, bu mesafeyi anlamakta hâlâ işe yarıyor.
Fakat bu kuşku, elde edilmiş hakları önemsiz saymaya dönüşmemeli. Hakların bulunmadığı yerde hayatın ne kadar ağırlaştığı açık. Mirasın asıl öğretisi, hukuki değişimi son durak saymamaktır. Bir hakka sahip olmakla onu güvenle ve bedel ödemeden kullanabilmek arasında gelir, barınma, aile baskısı ve toplumsal kabul gibi engeller bulunabilir. Goldman’ın “daha fazlasını iste” çağrısı, bugünkü kazanımları küçültmek değil, onların maddi bir özgürlüğe dönüşmesini talep etmektir.
Özel hayatın siyaseti bugün nerede?
Goldman evlilik, aşk ve cinsel özgürlük üzerine konuşurken özel hayatı siyasi tartışmanın içine çekmişti. Bugün ilişkiler daha serbest görünebilir; boşanma, birlikte yaşama ve farklı birliktelik biçimleri daha görünür. Ancak piyasa ve dijital platformlar yakın ilişkilerimize yeni biçimlerde giriyor. Eş bulma uygulamaları arzuyu sıralıyor, sosyal medya ilişkinin nasıl görünmesi gerektiğini öğretiyor, ekonomik güvencesizlik insanları istemedikleri bağlarda tutabiliyor.
Dolayısıyla özgür aşk meselesi yalnızca “İstediğin kişiyle birlikte ol” cümlesiyle çözülmüyor. Kimin evi var, kimin geliri yeterli, ayrıldığında kim çocuğa bakacak, kimin mahremiyeti dijital ortamda daha kolay ihlal edilecek? Goldman’ın ekonomik bağımlılık ile kişisel özgürlük arasında kurduğu bağ, bu yeni koşullarda yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Seçeneklerin çok görünmesi, herkesin eşit seçme gücüne sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Muhalif hareketler için kalan uyarı
Goldman’ın mirasının belki en canlı tarafı, özgürlük mücadelesi verenlerin kendilerini eleştiriden muaf tutmaması gerektiği düşüncesi. Bir hareket dışarıdaki otoriteye karşı çıkarken içeride karizmatik liderler üretebilir. Dayanışmadan söz ederken bakım işlerini görünmez kılabilir. Taciz ya da şiddet iddiasıyla karşılaştığında hareketin itibarını korumayı, zarar gören kişiyi dinlemekten önemli sayabilir.
“Bizim tarafta olmaz” cümlesi her özgürlükçü çevre için tehlikelidir. İnsanlar doğru fikirlere sahip oldukları için güç kullanma arzusundan, kıskançlıktan, cinsiyetçilikten ya da hesap vermekten kaçma eğiliminden arınmaz. Goldman’ın kamusal söz ile özel davranış arasındaki bağı vurgulaması, bugünkü hareketlere basit ama zor bir ölçü verir: Savunduğumuz dünyanın ilişkilerini kendi aramızda ne kadar kurabiliyoruz?
Mirasa sahip çıkmak ne demek?
Bir tarihsel mirasa sahip çıkmak, onun adını daha çok anmak değildir. Goldman’ın mirası açısından bu, özgürlüğü dar bir siyasal hak olarak değil, kişinin bedeni, emeği, aşkı ve sözü üzerindeki yetkisi olarak düşünmek olabilir. Aynı zamanda özgürlüğü yalnız bireysel seçim diye değil, seçimi mümkün kılan maddi koşullar ve dayanışma ilişkileriyle birlikte ele almak anlamına gelir.
Goldman bize bugünün bütün cevaplarını vermez; vermesi de beklenmemeli. Onun zamanında olmayan dijital gözetim, platform ekonomisi, çağdaş queer tartışmalar ve yeni bakım krizleri kendi kavramlarımızı üretmemizi gerektiriyor. Fakat geride bıraktığı yöntem hâlâ güçlü: Kutsal sayılan kuruma yaklaş, sevgi adı altında işleyen buyruğu ara, özgürlük söyleminin görünmeyen emeğini sor ve kendi hareketini eleştiriden muaf tutma. Tarihsel miras ancak bugünün konforunu bozabildiği sürece yaşayan bir mirastır.
Bir tarihsel mirası canlı tutmanın yolu, düşünürü kendi çağının sınırlarıyla birlikte okumaktır. Goldman’ın cesareti ve kurum eleştirisi önemli olsa da bugün kullandığımız kimlik, kesişimsellik ve bakım kavramlarının tamamını onda bulamayız. Geçmişte söylenmiş her cümleyi savunmak zorunda kalmadan, hangi soruların hâlâ verimli olduğunu ayırt etmek gerekir. Eleştiri mirasa ihanet değil; onu kutsal metne dönüşmekten koruyan ilişkidir.
Bu açıdan Goldman’ın yaşamı sonuçlardan çok bir yöntem bırakır: Yetkinin nerede toplandığına bakmak, özgürlük söyleminin ardındaki maddi bağımlılığı sormak ve muhalif hareketin kendi içindeki buyruğu görmezden gelmemek. Bugün bir hareket kamusal alanda eşitlik isterken içeride bakım emeğini aynı kişilere bırakıyorsa, özgürlük dilini gündelik ilişkisine taşıyamamış demektir. Tarihsel miras, yalnız anma günlerinde tekrarlanan söz değil; bugünkü örgütlenmenin rahatsız edici aynası olduğunda değer kazanır.