Aykırı Medya

Araçların Kendi Siyaseti Var mı?

Bir çekicin sağcı ya da solcu olduğunu söylemek elbette tuhaf olur. Bir su ısıtıcısının otoriterliğinden, bir bisikletin liberal eğilimlerinden söz etmeyiz.

Bir çekicin sağcı ya da solcu olduğunu söylemek elbette tuhaf olur. Bir su ısıtıcısının otoriterliğinden, bir bisikletin liberal eğilimlerinden söz etmeyiz. Bu yüzden “araçların siyaseti” ifadesi ilk duyulduğunda abartılı, hatta biraz komik gelebilir. Siyaseti konuşan, karar alan ve iktidar kuran insanların işi sayarız; nesneler ise ellerimizdeki sessiz yardımcılar gibi görünür. Fakat gündelik hayata biraz dikkatle baktığımızda, araçların yalnızca emirlerimizi yerine getirmediğini fark ederiz. Onlar hareket alanımızı genişletirken sınırlarını da çizer, bazı ilişkileri kolaylaştırırken bazılarını gereksiz ya da imkânsız hâle getirir.

Bir turnike “kim geçebilir?” sorusuna metal bir cevap verir. Bir kamera “kim izleyebilir?” sorusunun yanıtını belli bir merkeze bağlar. Yalnızca otomobillere göre düzenlenmiş bir cadde, yürüyen insana açıkça yasak koymasa da onun oradaki varlığını güçleştirir. Bir yazılımda “itiraz et” düğmesi yoksa, sistem bize itirazın düşünülebilir bir davranış olmadığını söyler. Nesneler nutuk atmaz; fakat davranışlarımızın sahnesini kurar. Siyasetleri de çoğu zaman tam burada, görünmezliğin rahatlığı içinde işler.

Kararların betona ve koda dönüşmesi

Bir yasa değiştirilebilir, bir yönetici görevden alınabilir, bir karar tartışmaya açılabilir. Fakat bir tercih köprüye, yola, binaya ya da yazılım altyapısına gömüldüğünde daha inatçı bir hâl alır. Şehir bir kez otomobile göre büyüdüğünde “artık toplu taşımayı seçelim” demek tek başına yetmez. Evle iş arasındaki mesafeler, alışveriş merkezlerinin konumu ve sokakların yapısı eski tercihi her gün yeniden üretir. Bir kurumdaki bütün işlemler belirli bir yazılıma bağlandığında da o yazılımın kategorileri, kurumun gerçekliği hâline gelir. Formda yeri olmayan ihtiyaç, zamanla sistemin dışında kalır.

Bu nedenle teknik tasarım yalnızca mevcut bir kararı uygulamaz; onu geleceğe taşır. Bugün birkaç kişinin toplantıda aldığı karar, yarın binlerce insanın karşılaştığı değişmez bir düzene benzeyebilir. Üstelik kararın sahibi ortadan kaybolsa bile tasarım çalışmaya devam eder. “Sistem böyle” cümlesi, geçmişte verilmiş bir siyasi tercihin bugün doğal bir zorunluluk gibi görünmesini sağlar. Betonun ve kodun güçlü tarafı da budur: Tartışmalı olanı sıradanlaştırırlar.

Merkezi araç, merkezi iktidar

Bazı teknolojiler ancak büyük ölçekli örgütlenmeler, uzmanlaşmış kadrolar ve sıkı denetim altında çalışabilir. Böyle bir yapıda teknik işleyiş ile yönetim biçimi birbirine yaklaşır. Sistemi ayakta tutmak için kararların merkezde toplanması gerekiyorsa, o teknoloji yalnızca bir hizmet üretmez; aynı zamanda hiyerarşi üretir. Kullanıcıların onu anlaması, onarması veya değiştirmesi güçleştikçe uzman ile sıradan insan arasındaki mesafe büyür. “Bilenler” karar verir, diğerleri sonuçlara uyar.

Buna karşılık küçük ölçekli, açık, onarılabilir ve yerel olarak yönetilebilir araçlar başka ilişkileri destekleyebilir. Bir mahalle ağı, topluluk tarafından işletilen bir enerji sistemi ya da kaynak kodu görülebilen bir yazılım, kendiliğinden demokratik değildir; onların da kendi içlerinde eşitsizlik üretmesi mümkündür. Fakat en azından müdahale ve katılım ihtimalini açık tutarlar. Aracın yapısı, iktidarın kaderini tek başına belirlemez ama hangi iktidar biçimlerinin daha kolay kurulacağını etkiler.

“Böyle tasarlanmış” bir mazeret değildir

Gündelik hayatta tasarımı çoğu zaman doğa olayı gibi karşılıyoruz. Uygulama hesabımızı kapatmıyorsa, kamu sistemi yalnızca belirli bir tarayıcıda çalışıyorsa, satın aldığımız cihaz bağımsız bir tamirci tarafından açılamıyorsa “yapacak bir şey yok” deniliyor. Oysa bütün bunlar yapılmış tercihlerdir. Birileri kolay çıkış yerine üyeliğin sürmesini, tamir yerine yeni ürün alınmasını, açık standart yerine kapalı sistemi daha uygun bulmuştur. Teknik gerekçeler gerçek olabilir; ama hangi gerekçenin öncelikli sayıldığı yine siyasi ve ekonomik bir karardır.

Burada “her tasarımın arkasında kötü niyet vardır” gibi kolaycı bir sonuca varmak gerekmiyor. Çoğu zaman tasarımcılar da süre, bütçe, işveren baskısı ve mevcut altyapı içinde çalışır. Ancak niyetin kötü olmaması, sonucun tarafsız olduğu anlamına gelmez. İyi niyetle kurulmuş bir sistem de insanları dışlayabilir, ayrımcılığı otomatikleştirebilir veya kullanıcının söz hakkını azaltabilir. Sonuca bakmak, fail avına çıkmaktan daha önemlidir.

Küçük düğmeler, büyük davranışlar

Dijital araçların siyaseti bazen çok küçük ayrıntılarda görünür. Bir platform paylaşma düğmesini büyük, şikâyet düğmesini görünmez yapabilir. Gizlilik ayarlarına ulaşmak yedi adım sürerken herkese açık paylaşım tek dokunuşla gerçekleşebilir. Bir alışveriş sitesinde satın alma kolay, iade süreci yorucu olabilir. Bunların her biri kullanıcıya açık bir emir vermeden hangi davranışın arzu edildiğini anlatır. Tasarım burada bir tür sessiz mevzuat gibi çalışır.

Üstelik bu kurallar herkesi aynı biçimde etkilemez. Yaşlılar, engelliler, düşük hızlı internet kullananlar, farklı dil konuşanlar veya yeni teknolojilere erişimi sınırlı olanlar aynı sistemde daha fazla engelle karşılaşabilir. “Herkes için aynı arayüz” eşitlik gibi sunulsa da gerçek hayattaki eşitsizlikleri görmezden geldiğinde dışlayıcı olabilir. Araç, taraf tutmadığını söylese bile varsaydığı “normal kullanıcı” üzerinden bazılarını merkeze, bazılarını kenara yerleştirir.

Siyaseti nesnelerde görmek

Araçların kendi siyaseti olduğunu kabul etmek, insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, sorumluluğun alanını genişletir. Yalnızca teknolojiyi kullanan kişiye değil, onu tasarlayana, finanse edene, satın alan kuruma, yasal çerçeveyi belirleyene ve değiştirilmesini engelleyene de bakmamızı sağlar. “Silah değil insan öldürür” cümlesindeki eksikliği görürüz: İnsan eylemi önemlidir, ama eylemin hızını, mesafesini, geri döndürülebilirliğini ve sonuçlarını araç değiştirir.

Belki araçlar sandık başına gitmez, parti kurmaz ve bildiri yayımlamaz. Yine de hayatın hangi yollar üzerinden akacağını belirleyen sessiz kararlara dönüşebilirler. Bu yüzden yeni bir teknolojiyle karşılaştığımızda yalnızca “Ne işe yarıyor?” diye sormak yetmez. “Bizi nasıl bir arada yaşamaya çağırıyor, kimin kararını kalıcılaştırıyor ve başka türlü yaşama ihtimalini ne kadar açık bırakıyor?” diye de sormalıyız. Siyaset bazen meclis kürsüsünde değil, cebimizde taşıdığımız bir cihazın varsayılan ayarlarında başlar.

Bugünün araç siyaseti, veriyi ve geçiş imkânını kimin kontrol ettiğinde de görülüyor. Eylül 2025’ten beri uygulanan AB Veri Yasası, bağlantılı ürünleri kullanan kişilere ve işletmelere ürettikleri veriye erişme ve bunu üçüncü taraflarla paylaşma konusunda daha geniş haklar tanıyor. Dijital Piyasalar Yasası ise işletim sistemi özelliklerine erişim ve bazı hizmetlerde birlikte çalışabilirlik yükümlülükleri getiriyor. Avrupa Komisyonu’nun Veri Yasası açıklaması, bir cihazın yalnız mülkiyetinin değil, ondan çıkan verinin yönetiminin de güç ilişkisi olduğunu gösteriyor. Bir aracın siyaseti bazen gövdesinde değil, başka araçlarla konuşup konuşamayacağında saklıdır.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası