Aykırı Medya
Temel Kavramlar

Anarşizm nedir ne değildir?

İnsanların birlikte düzen kurabilmesi için mutlaka birinin yukarıdan emir vermesi mi gerekiyor?

Anarşizm Dediğimizde Aslında Ne Demek İstiyoruz?

Bir kelimeyi yeterince uzun süre yanlış kullanırsanız, o kelime artık size ait olmaktan çıkar. "Anarşi" tam da böyle bir kelime. Çoğu insanın zihninde devrilmiş çöp konteynerleri, kırık vitrinler, yüzü maskeli birilerinin ortalığı ateşe vermesi gibi bir görüntüyle eşleşiyor. Gazete manşetlerinde "ülke anarşiye sürükleniyor" cümlesini gördüğümüzde hepimiz aynı şeyi anlıyoruz: kaos, başıbozukluk, herkesin birbirinin gırtlağına sarıldığı bir karmaşa.

İşin tuhaf tarafı, bu çağrışımların anarşist düşüncenin söylediği şeyle neredeyse hiç ilgisi yok. Hatta birçok noktada tam tersini söylüyor. O yüzden bu yazıda biraz yavaşlayıp, kelimenin altını kazmak istiyorum. Çünkü bir fikri reddetmeden önce, o fikrin gerçekten ne dediğini bilmek gerekiyor — yoksa reddettiğimiz şey fikrin kendisi değil, onun karikatürü oluyor.

Önce şu "kaos" meselesini halledelim

Kelimenin kökeni aslında oldukça sade. Yunanca an-arkhos: "yönetici olmadan", "hükmeden biri olmadan" anlamına geliyor. Dikkat edin, "kural olmadan" demiyor. "Düzen olmadan" demiyor. Sadece tepede emir veren biri olmadan diyor. Bu ince ama can alıcı bir ayrım.

Çünkü gündelik hayatımızın çok büyük bir kısmı zaten kimsenin emir vermediği bir düzenle yürüyor. Düşünün: bir kahve dükkanında sıraya giriyorsunuz. Sizi sıraya sokan bir polis yok, sıranızı kaybederseniz ceza kesen bir memur yok. Yine de herkes nasıl davranacağını biliyor ve sistem işliyor. Arkadaşlarınızla bir akşam yemeği organize ediyorsunuz; kimse kimseye hesabını ödemesi için tehdit göndermiyor, yine de masraflar paylaşılıyor. İnsanların büyük çoğunluğu, hayatlarının büyük çoğunluğunu, üstlerinde bir otorite olmadığı halde gayet düzenli yaşıyor.

Anarşist düşüncenin çıkış noktası tam olarak burası. Soru şu değil: "İnsanlar kurallar olmadan yaşayabilir mi?" Soru şu: "İnsanların birlikte düzen kurabilmesi için mutlaka birinin yukarıdan emir vermesi mi gerekiyor?" Anarşistlerin cevabı, kabaca, "hayır, çoğu zaman gerekmiyor" şeklinde.

Yani anarşizm düzen düşmanlığı değil. Daha çok şu: düzenin kaynağı tepeden mi gelmeli, yoksa biz kendi aramızda mı kurmalıyız? sorusuna verilen bir cevap. Kaos kelimesiyle kurulan o refleks bağlantı, baştan yanlış adrese gidiyor.

Peki neden bu kadar yanlış anlaşıldı?

Bunun masum bir yanlış anlama olmadığını düşünüyorum. Bir fikrin en kötü versiyonunun zihinlere kazınması çoğu zaman tesadüf değildir.

Şöyle bir şey var: eğer "yönetici olmadan da bir arada yaşayabiliriz" fikri ciddiye alınırsa, bu, mevcut yönetenler için pek hoş bir durum değil. Çünkü her iktidar kendini bir zorunluluk olarak sunar. "Biz olmasak ortalık karışır" cümlesi, neredeyse her yönetimin temel meşruiyet hikayesidir. Devlet de, patron da, her türden otorite de aynı şeyi söyler: benim varlığım sizi sizden koruyor.

Bu hikayenin işe yaraması için, alternatifin felaket olarak görünmesi gerekir. Eğer insanlar "yönetici olmadan" denildiğinde otomatik olarak yanan binalar hayal ediyorsa, o zaman mevcut düzen ne kadar adaletsiz olursa olsun, hep "daha iyisi"ymiş gibi görünür. Kaos korkusu, aslında değişim ihtimaline karşı kurulmuş bir bariyer gibi çalışır.

Bunu söylerken bir komplo teorisi anlatmıyorum. Kimsenin gizli bir odada oturup "hadi anarşizmi karalayalım" dediğini iddia etmiyorum. Sadece şunu fark etmek yeterli: bir fikrin korkutucu görünmesi, çoğu zaman o fikrin gerçekte ne dediğinden değil, kime dokunduğundan kaynaklanıyor.

Anarşizm ne değil?

Burada birkaç yaygın karışıklığı ayıklamakta fayda var, çünkü insanlar genelde çok farklı şeyleri aynı torbaya atıyor.

Anarşizm, "her kafadan bir ses çıksın, herkes canının istediğini yapsın" demek değil. Bu daha çok bir ergen fantezisi. Aksine, anarşist düşüncenin merkezinde son derece güçlü bir sorumluluk fikri var: eğer tepende sana ne yapacağını söyleyen biri yoksa, kararların ağırlığını gerçekten sen taşırsın. Bu, otoritenin sağladığı o rahatlatıcı "ben sadece emir aldım" sığınağının ortadan kalkması demek. Daha az kural değil, daha fazla muhasebe.

Anarşizm, kuralsızlık da değil. Bir futbol maçını düşünün — hakemsiz oynanan bir maçta bile oyuncular ofsaydı, faulü, taç çizgisini tartışarak bir mutabakat kurabilir. Kuralın var olması için onu yukarıdan dayatan birine ihtiyaç yok; kural, oynayanların kendi arasında anlaştığı bir şey de olabilir. Anarşist düşüncenin "kural" anlayışı bu ikinci türden: dayatılan değil, üzerinde anlaşılan kural.

Anarşizm, sadece bomba atan birkaç tarihsel figürden ibaret de değil. Evet, tarihte şiddete başvuran anarşistler oldu, bunu görmezden gelmek dürüstlük olmaz. Ama aynı gelenek içinde Tolstoy gibi mutlak şiddet karşıtları, kooperatif kuran sıkıcı muhasebeciler, mahalle dayanışma ağları örgütleyen sıradan insanlar da var. Bir geleneği en uç örneğiyle tanımlamak, bütün Hristiyanlığı Engizisyon'la özetlemeye benziyor.

O zaman tam olarak ne öneriyor?

İşin biraz daha çetrefilli kısmı burası, ve dürüst olmak gerekirse anarşizmin tek bir cevabı yok. Bu bir tarikat değil, bir düşünme biçimi. Ama ortak bir sezgiden bahsedebiliriz.

O sezgi şu: insanları örgütleyen ilişkilerin çoğu, daha az tahakküm içerecek şekilde yeniden kurulabilir. İşyerinde patron-işçi ilişkisi yerine ortak karar alan bir kooperatif. Yukarıdan atanan bir yönetici yerine, kararı doğrudan etkilenenlerin verdiği bir topluluk. Uzaktaki bir merkez yerine, sorunun en yakınındaki insanların inisiyatifi.

Bunların hepsi kulağa ütopik gelebilir, ve haklı olarak "bu gerçekten ölçeklenebilir mi?" diye sorabilirsiniz. Bu meşru bir itiraz, ve dürüst bir anarşist bunu ciddiye almak zorunda. Bir kahve dükkanında çalışan bir şey, otuz milyonluk bir şehirde de çalışır mı? Cevap belli değil. Ama anarşist düşüncenin değeri, hazır bir reçete sunmasında değil — bize bir soruyu inatla hatırlatmasında: bu ilişki gerçekten böyle olmak zorunda mı, yoksa biz öyle olduğuna ikna mı edildik?

Geriye ne kalıyor

Bu yazıyı bir anarşizm savunusu olarak okumanızı istemem. Amacım sizi bir tarafa çekmek değil. Amacım sadece, bir kelimenin üzerine yapışmış kiri biraz silmek.

Çünkü şöyle bir şey var: bir fikre ister katılın ister katılmayın, onu en zayıf haliyle değil, en güçlü haliyle tartmak entelektüel bir dürüstlük meselesi. "Anarşi kaostur" deyip geçmek kolay. Zor olan, "peki gerçekten birinin tepemizde durması bu kadar zorunlu mu?" sorusuyla bir an için yüzleşmek.

Belki yüzleştikten sonra yine aynı yerde durursunuz. Olabilir. Ama en azından durduğunuz yeri bir refleksle değil, bir düşünceyle seçmiş olursunuz. Ve galiba bütün mesele de bu.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.