Devletsizliğin dijital biçimleri
Belki de doğru soru "devlete ihtiyacımız var mı?" değil. Bu soru bizi bir kapana kıstırıyor: ya mevcut devlet, ya da kaos. Oysa gerçek hayat bu ikisinin arasında, çok daha bulanık bir yerde geçiyor.
Belki de doğru soru "devlete ihtiyacımız var mı?" değil. Bu soru bizi bir kapana kıstırıyor: ya mevcut devlet, ya da kaos. Oysa gerçek hayat bu ikisinin arasında, çok daha bulanık bir yerde geçiyor.
İnsanların birlikte düzen kurabilmesi için mutlaka birinin yukarıdan emir vermesi mi gerekiyor?
Düşünün: bir patron çalışanına bir emir verir. Çalışan bunu yerine getirir. Şimdi soru şu — bunu neden yaptı?
Kırmızı ışıkta durdunuz, kimse zorlamadan. Bir sıraya girdiniz, sıranızı beklediniz. İş yerinde söylenmemiş bir sürü kurala uydunuz — ne giyileceğinden ne zaman konuşulacağına kadar.
Özgürlük, "istediğimi yapabilmek" diye tarif edilir genelde. Ama bu tanım bir soruyu atlıyor: İstediğim şeyi gerçekten ben mi istedim?
"özgürlük istiyorum" diyen birine artık tek bir soruyla yaklaşabilirsiniz: Hangisini?
Kim olduğumuzu işimizle ölçmemiz zorunlu değil, öğretilmiş. Boş zamandan suçluluk duymamız doğal değil, koşullanmış.
Emek tam olarak ne? Sadece para karşılığı yaptığımız şey mi? Öyleyse bir annenin çocuğuna baktığı saatler emek değil mi? Bir insanın kendi bahçesinde yetiştirdiği sebze emek sayılmaz mı?
Çevremizi kuşatan nesnelere "Bunu kim tasarladı, neden böyle yaptı ve bu tasarım kimin çıkarına hizmet ediyor?" sorularını sormak entelektüel bir süsten ibaret değildir.
Etrafımızdaki yapılı dünya — binalar, yollar, şehirler, cihazlar — hiçbiri tarafsız değildir. Hepsi birileri tarafından, belli varsayımlarla, belli insanları düşünerek tasarlanmıştır. Ve bu tasarımlar, kimin neyi yapabileceğini sessizce belirler.
Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.